
1918 -1919
1920
-1924
Seçmeler |
"Ermeni
meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından
ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına
göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşmasıyla en doğru
çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan
iki çalışkan halkın dostluk bağları
memnuniyetle tekrar kuruldu."
Mustafa Kemal Atatürk
ATATÜRK'TEN
ERMENi SORUNU
NUTUK'
ta Ermeni Konusu Genel Durum ve Görünüş ...
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira
Heyeti ile birlikte çalışıyor.
Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı
gibi ilerliyor. (s. 2)
...
Milli kuruluşlar siyasi amaç ve hedefleri
...
Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti'nin kuruluş
amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), Doğu illerinde
oturan bütün halkın dini ve siyasi haklarının
serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru
yollara başvurmak, bu illerdeki Müslüman halkın
tarihi ve milli haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası
karşısında savunmak, Doğu illerinde yapılan
zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları isleyenler ve
sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak
suçluların süratle cezalandırılmalarını
istemek. Yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın
giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına
gayret etmek, savaş durumunun Doğu illerinde yarattığı
yıkım ve yoksulluğa, hükümet nezdinde teşebbüslerde
bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti. (s. 3)
Istanbul'daki
yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak
Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk'ün haklarını
korumakla birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü
davranışlarla halkın
hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının
Rus istilasına kadar korunduğunu, buna karşılık
Müslümanlara pek gaddarca davranıldığını;
hatta verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan
bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları
kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına
duyurmaya ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak
çalışmalar yapmaya karar veriyor (s. 3) ...
...
Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti'nin kurulusuna
yol açan asil sebep ve düşünce, Doğu illerinin
Ermenistan'a verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin
de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine
ve tarihi haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmi ve tarihi belgelerle dünya
kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de Müslüman
halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu
iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne
bağlı olduğu düşüncesi ağır
basıyor. Işte bundan dolayıdır ki, dernek,
ayni gerekçeye dayanarak ve ayni yollardan yürüyerek
tarihi ve milli hakları savunmaya çalışıyor.
(s. 4)
... Kışkırtmalar Efendiler, Amasya'da görüşmelere
başladığımız 20 Ekim günü, alınan
bilgilerin özeti suydu: Istanbul'da, Hürriyet ve Itilaf
Partisi, Askeri Nigahban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok kurdular.
Bu blokla, Ali Kemal ve Sait Molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli
olarak Kuvayi Milliye aleyhine kışkırtmaya
başladılar. Rum ve Ermeni patrikleri, Kuva-yi Milliye aleyhine
Itilaf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği
Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı
bir mektupla, son Milli Mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin
göç etmekte olduklarını ilan etti. (s. 178)
...
Çürüksulu Mahmut Paşanın Demeci ... Ayan
üyelerinden Çürüksulu Mahmut Pasa, "Bosphore"
gazetesi yazarlarından birine, siyasi durumumuzla ilgili bir demeç
vermişti. Mahmut Paşanın o tarihlerde, Barış
Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da
hatırlarsınız. Paşanın 31 Ekim 1919
tarihli Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün
sonra Sivas'ta okudum. "Ermenilerin aşırı isteklerine
hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin
yapılmasına razı oluruz" ifadesi dikkatimi çekti.
Doğu Anadolu'da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına
söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, Barış
Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş
olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye
ve hayretle karşılanmaya değerdi. Bu sebeple 17 Kasım
1919 tarihinde, Çürüksulu Mahmut Pasa Hazretleri'ne yazmayı
yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret
ettiğim cümleden dolayı, "Doğu Anadolu halkının
pek hakli olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu
belirttikten sonra, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin kararları gereğince,
milletin Ermenistan'a bir karış toprak terk etmeyeceğini
ve hatta, eğer hükümet, böyle acı bir mecburiyete
boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya
kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilan
edilmiş bulunduğunu" yazdım ve bu milli azim ve
kararın herkesten önce, Barış Hazırlıkları
Komisyonu'nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre
hareket edilmesi gereğini arz ettim. (s. 211)
...
Aldatıcı Söz Vermeler, Ağır Iftiralar
Efendiler, İstanbul'dan gönderilen 19 Şubat 1920 tarihli
yazıda, "Ingiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan
Istanbul'daki siyasi temsilciliğine gelen ve siyasi temsilcilik
tarafından da resmen hükümete yapılan sözlü
tebligatta, padişahlık başkentinin Osmanlı Devleti'nde
bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla
birlikte, Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla
bütün Itilaf Devletleri'nin kuvvetlerine karşı
olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde, barış şartlarının değiştirilmesinin
muhtemel bulunduğu da ayrıca ifade edilmiştir" denilmekte
ve bazı hususlar, özellikle "şikayete yol açacak
en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması"
tavsiye edilmekteydi. Efendiler, bu sözlü vaadin arkasındaki
anlam ve maksat ne olabilirdi? Yunanlıların, Fransızların
ve daha başkalarının işgali altında bulunan
vatan topraklarından başka, Istanbul'un da alınması
kararlaştırılmıştı. Ancak, ileri
sürülen şarta uyulursa, Istanbul'u almaktan vazgeçeriz
mi, denilmek isteniyordu? Yoksa, Yunanlıların, Fransızların,
İtalyanların işgalleri zaten geçicidir, İtilaf
Devletleri, yalnız Istanbul'u alacaktı, fakat teklif
ettikleri şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır; anlamı
mı çıkarılıyordu? Veyahut da Efendiler,
Itilaf Devletleri Kuva-yi Milliye'nin işgal bölgelerinde,
işgal kuvvetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya
ve açtığı savaşları, giriştiği
hareketleri durdurmaya, Istanbul Hükümeti'nin gücünün
yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, Yunanlılar
da dahil olmak üzere, Itilaf Devletlerine karşı
yapılan saldırının önlenememiş
ve asli olmayan Ermeni katliamına son verilmemiş olduğu
bahanesiyle Istanbul'u da mi işgal etmek niyetindeydiler?
Daha sonraki olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir,
sanırım. Ne var ki, İstanbul Hükümeti'nin
İngiliz temsilciliğinin teklifinden böyle bir anlam çıkarmaya
yanaşmamış, aksine ümide kapılmış
olduğu görülüyordu. Efendiler, yapılmış
olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek
için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları
hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni
katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi.
Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından
silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan
cüret alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara
saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle
her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok
etme siyaseti gütmekte idiler. Maraş'taki feci olay bu yüzden
çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri
ile birlesen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi
eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi.
Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları
işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri
görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar
yalnız namuslarını ve canlarını korumak
için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı.
Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla
birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkında
Istanbul'daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı
yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta
idi. Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa
kadar silahlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin
baskısı altında her dakika öldürülmek
tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı.
Canlarının ve bağımsızlarının
korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara
karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası,
medeni insanlığın dikkatini çekecek ve onları
insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını
iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl
ciddi olarak kabul edilebilirdi? (s. 260,261)
...
Doğu Cephemizde Ermenilerle Savaş Başlıyor
...
Arzu buyurursanız o günlerin Doğu sınırlarımızdaki
ciddi islerine geçelim: Yüksek heybetinizce de bilinmektedir
ki, Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan beri Ermeniler,
gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın
yerlerde, Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri
durmuyorlardı. 1920 yılının Sonbaharında
Ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz bir kerteye
geldi ve Ermenistan seferine karar verildik. 9 Haziran 1920 tarihinde,
Doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik. 15'nci
Kolordu Komutanın Kazım Karabekir Pasa'yi Doğu Cephesi
Komutanı yaptık. 1920 Haziranında, Ermeniler, Oltu'da
kurulan, mahalli Türk yönetimine karsı hareketle, o bölgeyi
ele geçirdiler. Dışişleri Bakaniligi'miz tarafından
Ermenilere 7 Temmuz 1920'de bir ültimatom verildi. Ermeniler ayni şekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten üç
buçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz
bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.
Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın
seklinde yaptıkları genel bir taarruz ile başarıya
ulaştılar.
...
Ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden
atıldılar. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri harekete
geçti.
... Ordu, 29 Eylülde Sarıkamış'a girdi, 30 Eylülde
Göle işgal edildi. Fakat bazı sebepler ve düşüncelerle
28 Ekim 1920 tarihine kadar, bir ay, Sarıkamış-Laloglu
hattında kaldı.
...
Efendiler, Savaş alanında verilecek emri bekleyen Doğu
Ordumuz, 2 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı.
Düşman, direnmeksizin Kars'ı terletti. Kars 30 Ekimde
tarafımızdan işgal edildi. 7 Kasım tarihinde
birliklerimiz, Arpaçayı'na kadar olan bölgeyi ve Gümrü'yü
ele geçirdi. Ermeniler, 6 Kasımda Ateşkes ve barış
için müracaat etmişlerdir. Biz de Ateşkes anlaşmasının
maddelerini, Dışişleri Bakanlığı
vasıtasıyla, 8 Kasımda Ermeni ordusuna bildirdik.
26 Kasımda başlayan barış görüşmeleri
2 Ocak'ta son buldu ve 2/3 Ocak gecesi Gümrü Antlaşması
imzalandı. (s. 331-333) Milli Hükümetin Yaptığı Ilk Antlaşma: Gümrü Antlaşması Efendiler,
Gümrü Antlaşması, Milli Hükümetin yaptığı
ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta
Harsit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan,
Osmanlı Devleti'nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri,
bize, Milli Hükümete terk ederek aradan çıkarılmıştır.
Doğudaki durumlarda önemli değişikler olması
yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan
16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmaları
geçerli olmuştur (s. 333).
...
Türkiye'ye Yapılan Barış Teklifleri Arasında
Karsılaştırma
... Kafkas siniri: Sevres'de: Türk - Ermeni sinirinin tayini Amerika
Cumhurbaşkanı Wilson'a bırakılmıştır.
Wilson, sinir olarak Karadeniz kıyısında Giresun'un
doğusundan başlayan, Erzincan'ın bati ve güneyinden,
Elmalı, Bitlis ve Van Gölü'nün güneyinden geçen
ve birçok noktada Birinci Dünya Savası'ndaki Türk
- Rus Cephesini izleyen bir hattı göstermiştir. Mart
1921 teklifinde: Milletler Cemiyeti bir Ermeni yurdu kurulması
için Doğu illerinden Ermenistan'a bırakılacak
toprakların tespiti için bir komisyon kuracak, Türkiye
bu komisyonun kararını kabul edecek. Lozan'da: Bu konu ortadan
kaldırılmıştır. (s. 508, 509) - Atatürk,
Kemal; Nutuk, Yay. Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Ars. Mrk., 2000
ALMANYA
GEZiSiNDE BiR ANISI
Aralik
1917
...
Alsas'ta bir gece Vali'nin evine davet edildik.
Güzel, geniş bir salondayız; Vahdettin, vali ile bir
masada oturuyor ve konuşuyor gibiydi. Ben salondakileri inceleyerek
geziniyordum. Bir aralık Vahdettin beni bulunduğu masaya davet
etti, gittim. Vali Vahdettin'e bir soru sormuş. Vahdettin bazı
cevaplar vermiş, fakat verdiği cevapları benim tarafımdan
teyit ettirmeye lüzum görerek demiş ki:
-
Cephelerde bulunmuş, memleketi tanıyan bir kumandan yanımdadır,
isterseniz onu da dinleyiniz.
-
Veliahda söz konusu meselenin ne olduğunu sordum:
-
Ermeniler! dedi.
Alman
Valisi, Ermenilerin çok iyi niyet sahibi olduğundan, Türklerin
Ermenilere karşı feci tecavüzlerde bulunduğundan,
fakat Ermenilerin bu tarzda harekete müstahak olmadığından
bahsetmiş. Misafiri olduğumuz dost ve müteffik Almanya
milletinin yüksek bir valisinin, müstakbel Türkiye padişahı
ile kemali ciddiyetle bu konu üzerine konuştuğunu anladığım
zaman hayrette kaldım. Naci Paşa, Vahdettin ağzından:
-
Bu kumandan temas ettiğiniz konuları iyi bilir, sizi aydınlatacak
cevaplar verecektir, dedi.
Valiye dedim ki:
-
Türkiye'nin veliahdı ile Almanya'nın, mutena bir bölgede
kıymetli olduğuna şüphe etmediğim bir valisinin
bulabildiği konuşma zemini beni hayrete düşürdü.
Evvela sizden şunu anlamak istiyorum: Müttefikiniz olan ve
ittifak uğrunda maddi manevi tekmil mevcudiyetini mahveden Türkiye'ye
karşı, tarihin bilmem hangi devrinde mevcut olduğunu
iddia eden ve bu mevcudiyeti ihya etmek için dünyayı
aldatmaya çalışan Ermeniler lehine konuşmak
fikri size nereden geliyor?
Bize
dair pek eksik bilgi sahibi olduğunu anladığım ve
bütün fedakârlıklarımıza karşılık,
halâ Türkiye topraklarında bir Ermeni hakkı olabileceği
zehabında bulunan bu Vali ile alay edercesine konuşmaktan kendimi
alamamıştım. Muhatabım, derhal bütün
söylediklerinin en nihayet işittikleri olduğundan ve dava sahibi
olmaktan uzak bulunduğundan bahsederek beni tatmine kalkıştı.
Konuşmayı bitirmek için kendisine:
-
Veli hazretleri, dedim, biz cepheler dolaşan bir heyetiz; buraya
Ermeni meselesi konuşmak için değil, fakat müttefikimiz
olan ve kendisine dayanmakta olduğumuz Alman ordusunun hakiki vaziyetini
anlamaya geldik; onu anladık, kâfi bir vukuf ile memleketimize
dönüyoruz.
Vali Vahdettin'i ve bizi sofraya davet etti.
|
|