Kiliselerin İhanetleri

Altı yüz yıl boyunca
dünyanın hiçbir devletince tanınmayan din ve vicdan hürriyetinden çoğu kere
Müslümanlardan çok faydalanan Ermeni din adamları ve kiliselerin, XIX.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan isyan ve ihtilal hareketlerine
karıştıkları hatta bunları çoğu defa yönettikleri tarihi bir vakıadır. 1915’lerde Osmanlı
Devletindeki sayıları 1800’lere kadar abartılarak çıkarılan, ancak dünya
devletleri içinde en kalabalık olduğu yerin Osmanlı Devletinde olduğu
bilinen Ermeni kiliselerinin ise, 1903’te Rusya’da Çarlık tarafından
mallarının müsadere edilmesine karşılık, her türlü nimetlerinden hoyratça
faydalandıkları Osmanlı Devletine karşı faaliyetlerde bulunmaları, bazı
Batılı yazarlarca kendilerine verilen aşırı hürriyete bağlanmaktadır.
Bunlardan bazılarının faaliyetlerini gözden geçirelim.
20 Haziran 1890
tarihinde Erzurum’da bulunan Saint Asalyan Kilisesi ihbar üzerine
aranmıştır. Buraya gelen Osmanlı askerlerine ateş açılmış ve iki subayla bir
jandarma eri şehit edilmiştir. Yapılan aramada ise, Rusya’dan getirilip
gizlenen silah, cephane ve bombalar bulunmuştur.
Bitlis doğumlu ve
Amerika’da tahsil yapıp tekrar memleketine dönen Jorcnab, Ermeni Kilisesi
papaz vekili ve oradaki Amerikan Misyoner Okulu İdarecileri, Ermenileri
silahlandırmışlar ve Cuma namazına giden Müslümanlara 25 Ekim 1895’te bir
suikast hazırlamışlardı. Çalınan üç çan işareti ve Ermenilerin durumundan
kuşkulanan Müslümanlar camiden hemen çıkmışlarsa da, kapıdaki silahlı
Ermenilerle karşılaşmışlardır. Çıkan müsademede 200'e yakın Müslüman ve
Ermeni ölmüş ve bir o kadar da kişi yaralanmıştır. Müteakiben çevrede
çıkarılan olaylarda ise yine birçok kişi hayatını kaybetmiştir.
1909 yılında
Adana’da yapılan isyanın sorumlusu yine bir Ermeni din adamı, Adana
Episkoposu Muşeg’dir. Amerikalı Misyoner Krilman’ın. New York Times
gazetesine yazıp Goşnak gazetesinin 23 Ekim 1909 tarihli nüshasında Ermenice
tercümesi bulunan yazıda olay şöyle anlatılmıştır:
“Adana ve Mersin’de çılgın ve hisleriyle hareket eden
Ermenilerin eski savaş şarkıları söyledikleri doğrudur. Jules Caesar
piyesini oynadıkları sırada büyüklük taslayan. atıp tutan bir Ermeni’nin
ayağa kalkarak “Kayser kendisine takdim edilen tacı reddedebilir, fakat
Ermenistan’ın gelecekteki kralı, fedakar vatanperverlerin kendi başına
koyacakları tacı reddetmeyecektir.” diye bağırdığı da doğrudur, yine
gürültücü, tecrübesiz genç Episkopos (Muşeg)’un Adana ovalarında dolaşarak
milletine az yemelerini. elbiselerini satarak silah almalarını tavsiye
ettiği ve başına kral tacı koyarak fotoğraf çektirdiği ve her silahtan şahsi
menfaat temin etmek suretiyle Adana sahiline silah sevk ettiği de doğrudur,
ki yüze yakın yeminli Ermeni savaşçısının Ermeni mahallesini korumak için
Müslümanları öldürecekleri de doğrudur...”
Olaylar sırasında
birçok Müslüman ve Ermeni ölmüş ve yine, her zaman olduğu gibi, Patrikhane
ve Ermeni komiteleri ve yazarları tarafından buradaki Ermeni rakamları
yüzlerle çarpılarak 30.000 olarak ilan edilmiştir. Halbuki bu tarihlerde
çevresiyle birlikte bütün Adana’daki Ermeni nüfusu 48.000’dir ve bunun
25.000 kadarı olaylar sebebiyle Suriye’ye kaçmış ve bilahare geri
dönmüşlerdir.
Nitekim olay Talat
Paşa tarafından da şöyle ifade edilmiştir:
“14 Nisan 1909
tarihinde Adana’daki Ermeni isyanından sonra Dahiliye Nazırı oldum. Adana
olaylarının tahkik evrakını dikkatle inceledim. Olayların Ermeniler
tarafından başlatılmış olduğu inceleme komisyonu üyesi Ermeni
şahitlikleriyle de anlaşılmıştır. Bu komisyonda Ermenilerin üyesi olan Agop
Babikyan, bunu bizzat söylemiştir. Bu olayı çıkartmaktaki amaç, bir
karışıklık meydana getirerek Avrupa devletlerinin dikkatlerini üzerlerine
çekmek ve sonucunda Çukurova (Kilikya)’da özerk bir Ermeni idaresi
kurmaktır”.
Benzer olaylar aynı
amaçlarla Van ve çevresindeki kilise ve manastırlarca da yapılmıştır. 1904
Sasun isyanları ve bölgedeki müteakip isyanlar, meşhur Türk katili Antranik
ve çete elebaşıları tarafından Van gölündeki Akdamar adasındaki kilisede
kurulan “Savaş Meclisi”nde kararlaştırılmış ve buradan hareketle
uygulanmıştır.
İkinci Meşrutiyetin
ilanından sonra da bölgedeki faaliyetler devam etmiştir. Rusya’dan kaçıp
Anadolu’ya gelen Kafkasyalı İşhan ve Aram, Taşnak Komitesi’nin başına
geçmişler ve ilk iş olarak yine Akdamar adasındaki Rahip Okulu’nu tatil
ederek bu okul öğretmenleri, öğrencileri ve personelini propaganda ve
eşkıyalık için çevreye salmışlardır. Bunların başında ise İstanbul ve birçok
yerlerdeki komite çalışmalarına ve çatışmalarına katılan Daniel isimli bir
papazı getirmişlerdir. Akdamar Kilisesi ise, komitenin merkezi ve geliri de
mali kaynağı olmuştur. Komiteye katılan bazı milletvekilleri ve papazlar,
hem Müslümanlara ve kendilerine katılmak istemeyen Ermenileri sindirmek,
hem de çıkardıkları kanlı olayların suçunu Müslümanlara mal etmek amacıyla
faaliyette bulunmuşlardır. İstanbul Ermeni Patrikhanesi İtalyan Elçiliği
kanalıyla ve şifreli olarak casusluk yaparken. Ma’muratü’l-Aziz (Elazığ)
civarındaki kiliselerde Van’dakilerle yarış yaparcasına 1915 Ocak ve Şubat
aylarında faaliyete girmişler ve Hamidiye Alaylarının faaliyetlerini etkisiz
kılmak ve bölgedeki aşiretleri Devlete karşı kışkırtarak ileride
kurulacak olan “Hoyboun-Independance” cemiyetinin ilk çalışmalarını
yapmışlardır. Yapılan bir ihbar üzerine, başta kilise papazları olmak üzere
Ermenilerin Hükümete sadık olduklarına ve silah bulundurmadıklarına dair
teminat vermelerine rağmen, şehir merkezinde 5.000’den fazla silah, 300
civarında bomba, 40 kg. bomba fitili, 200 paket dinamit ve 5.000 adet
dinamit misketi bulunurken, Arapkir Ermeni Kilisesinde de silah, cephane ve
iki derviş elbisesi ele geçirilmiştir. Bu tarihlerde yaralı ve sakat olarak
evlerine dönen Türk askerlerinin çoğu da bölgedeki bu eşkıya tarafından
öldürülmüştür.
On birinci Kolordu
Kumandanlığı’ndan 28 Şubat 1915te Başkumandanlığına gönderilen bir mesajda
ise, 26 Şubat 1915 tarihinde Muş Mutasarrıflığınca Arak Manastırında silah
aramaya gönderilen Jandarma Teğmeni Ahmet, orayı bir karargah haline
getirmiş olan Ermeni eşkıyasının ateşleriyle karşılanmış ve kendisiyle
birlikte dört er şehit edilmiştir.
Sunduğumuz ve daha
binlercesi bulunan belgelerden çıkarılabilecek sonuç şudur ki, Batının
tahrikleriyle Osmanlı Devletindeki ve etrafındaki Ermeniler, komiteler,
cemiyetler ve okulların yanı sıra, Patrikhane ve kiliseler kanalıyla
bastıkları dalı kesecek duruma gelmişler ve kendilerinden bazılarıyla,
birçok Müslüman’ın canına kıymışlar, yerlerinden yurtlarından etmişlerdir.
Din adamları dini
konulan bir tarafa bırakmışlar, milli fikirlerin yayılmasına ve icrasına
yönelmişlerdir. Yüzlerce seneden beri bu fikirler, bir batılı diplomatın da
ifade ettiği gibi esrarengiz manastırların duvarları arasında gelişme
imkanı bulmuştur. Buralarda ruhani ayin yerine Hıristiyanlarla Müslümanlar
arasında dini düşmanlık tohumları ekilmiştir. Mektepler ve kilise okulları
da bu hususta din adamlarına katılmışlar ve zamanla dini taassup yerini
milli duygular almıştır. Bu sebeple Ermeni papazları pek çabuk kendi
saflarına çekmeye muvaffak olmuşlar ve Türkleri büyük bir nefretle görmeye
başlamışlardır.
Ermeni din
adamlarının Ermeni teröründeki rollerini en yüksek rütbeli iki din adamının,
Patrik Narses Varjabedyan ve Mateos İzmirliyan’ın beyanları tereddüde mahal
bırakmayacak bir tarzda belgelemektedir.
İşte Patrik
Varjabedyan’ın 1878 tarihinde Mançester Ermeni Komitesi Başkanı Karakin
Papazyan’a gönderdiği mektuptan bir pasaj:
“...Siyasetimiz
Rusya’ya minnet borçlu kalarak İngiltere’den ümit ve İngiltere sayesinde
manevi ve maddi alanda refahımızı temin etmektir. Bu refahı ancak
Ermenistan’da milli bir bağımsızlıkla elde edebiliriz. Bu kelime bazılarını
şaşırtmasın, bizim formülümüz şudur: “Ermenistan’ın Ermeniler tarafından
idaresi: Administration de L’Armenie par les Armeniens”.
Petersburg’da bulunan
Horen Episkopos (Eçmiyazin’de Episkopos olmuş ve Kumkapı gösterisi
tertipleyicilerinden olması ve İstanbul-Avrupa arasında casusluk yapması
üzerine İstanbul’dan kovulmuştur), siyasetimizin birinci kısmını, Hrimyan da
(Mıgırdıç, 1869 - 1873 İstanbul Ermeni Patriği, ihtilal ve silahlı mücadele
taraftarı olup Horen Episkopos’la birlikte Patrikhane tarafından sözde
“Ermeni davası” için Berlin Kongresine gönderilmiştir.) Londra’da ikinci
kısmını uygulamaktadır ...”
1894 Sasun ve 1895
Babıali gösterileri tertipçisi olduğu ve bunları çarpıtarak Avrupa basınına
yansıttığı için “Demir Patrik” unvanıyla anılan Patrik İzmirliyan ise
Babıali gösterileri sırasında Georges Coulis isimli bir Avrupalı gazeteciye
şöyle bir beyanatta bulunmuştur:
“Biz, umutsuz
milletlerdeniz. Bütün vasıtalara müracaat ederek savaşıyoruz. Bu arada
bazen suçsuz kimseler de zarar görüyorlarsa da, bunun önemi yok!” |