Cennetten bir köşedir Anadolu. Suları berrak,
toprağı mert, insanı sağlam olur. Bundandır
Türk Milletine yuva oluşu. Nasıl kartalların
yuvasına erişmek imkan dışı ise, Anadolu da
kimselere kolay kolay yar olmaz. Tarih boyunca
nice kavimler, nice uluslar göz dikmiş,
üzerinde nice oyunlar oynanmış, kanlar
dökülmüş,sularına kan bulaşmıştır Anadolu’nun.
Ama hiç birisi Anadolu’ya Ermenilerin yaptığı
ihaneti, onların bu denli merhametsizliğini
tattırmamıştır. Bugün, “Tarihim yok, tarih
bilgim yok.” diye sızlanan bu toplum bilmez ki
tarihi kara bir lekedir, ondan bilinmez,
bilinmek istenmez.
Ermeniler, Nuh’un Gemisi Ağrı Dağına
oturduğunda içinden inen birinin soyundan
türediklerine inanırlar. Tarih boyunca,
kanlarına işleyen ihanet yüzünden hiç bir
devlette tutunamamış, bir oraya, bir buraya
sürülmüşlerdir. En son geldikleri Anadolu da
ise Türklerle bir yakınlaşma içine girmiş ve
Türk’ün hoş görüsüyle elde ettikleri haklar ve
imtiyazlar sayesinde Osmanlı Devletinde son
zamanlara kadar Avrupa’daki azınlıklardan çok
daha mutlu, müreffeh yaşama imkanını elde
etmişlerdir.
Ancak, Avrupa’da sanayi inkılabı ile birlikte
fikir hareketlerinin, özellikle milliyetçilik
faaliyetlerinin gelişmesi Batılarının
gözlerini ve faaliyetlerini Osmanlı Devletine
yöneltmelerini sağlamıştır. Başlangıçta
Türkleri Avrupa’dan, sonrada Anadolu’dan atma
çabası, Anadolu’daki Hıristiyanların hamiliği,
Hıristiyanlığın mukaddes yerlerinin korunması,
kapitülasyonlar, düyun-ı umumiye, azınlıkları
sosyal, iktisadi, idari haklarının temini,
Anadolu’da ve Rumeli’de ayaklanmalar,
muhtariyet veya bağımsızlık hareketleri
şeklinde tezahür etmiştir.
Berlin kongresinde Ermenilerin lehlerine
alınan kararla da Osmanlı Devletindeki
Ermenilerin hakları, Batının vesayeti altına
alınmış ve böylece, “Şark Meselesi” nden sonra
bir “Ermeni Meselesi” değişmez bir gündem
haline gelmiştir. Bu şekilde, Ermeni
komitelerinin, isyancıların ve çetecilerin
kanlı olayları Türklere mal edilmeye
başlayınca da artık Anadolu’da Ermenilere
gösterilen yakınlık itimatsızlığa, bilahare de
düşmanlığa dönüşmüştür.
O gün bugündür, dış mihrakların ekmeğine yağ
süren bu sorun daha da büyüyerek ve gelişerek
2000’li yıllara dayanmış, çağdaş Türkiye
Cumhuriyeti’nde yerini önce kanlı terör
olayları ile sonra da haksız ve sahtekar lobi
faaliyetleri ile alarak devam etmiştir. Ne
kadar acıdır ki, bir zamanlar “Milleti Sadıka”
olarak nitelendirilen bir millet 180 derece
dönüşle bize düşman kesilmiştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK, Ermeni Sorunu’nu üstün
ileri görüşüyle sezerek, gereken önlemleri
almayı bilmişti. En son Kars Antlaşmasıyla
noktayı koyarak emaneti bize teslim etti.
Ancak bizler Atamızın emanetine gereken değeri
veremedik. Tarih tekerrürden ibarettir
gerçeğini bir kez daha bizlere kanıtlarcasına,
yavaştan ve gizli faaliyetlerde bulunan
Ermenilere ne yazıktır ki göz yumduk. Yine
ülkemiz üzerinde politik oyunlar oynanıyor ve
yine amaç bizi bu topraklardan atmak. Değişen
sadece taktik. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki,
silah gücüne ihtiyaç kalmadı. Her şey akılda
başlıyor, kağıt üzerinde bitiyor ve bu,
gereken yaptırımı sağlamaya yetiyor da artıyor
bile. Ermeni lobisi adı altında bir avuç
kendini bilmez insan gerçekleri hiç yüzleri
kararmadan inkar ederek otuz bin kitap
basıyor, filmler çeviriyor, yasa tasarıları
hazırlayıp sunuyor ve örütbağda web sitesi
hazırlıyor. Biz ise sadece ve sadece
seyretmekle yetiniyoruz. Biz 65 milyonuz ama,
bu konuda haklılığımızı ortaya koyan elle
tutulur kitap sayımız iki yüzü geçmiyor. Net
üzerindeki bir arama motorunda arama
yaptığımızda ise aleyhimizde daha fazla yayın
olduğunu görüyoruz. Bu yılan sinsi sinsi
ilerlerken bizler hala nasıl oluyor da
görmemezlikten gelebiliyoruz? Bizi böyle kör
eden, Atatürk’ün üstüne basa basa söylediği
‘Çalışkan Türk Milleti’ imajından uzaklaştıran
nedir? Cevap çok basit; hazırcılık. Kolaya
alışmışız, hep en kolayı seçiyoruz. Ama
üstesinden gelemeyecek değiliz. Ermeni Sorunu
çözülemeyecek, zor bir sorun değil ve olamaz
da. Hep beraber uyanacak ve Türkiye’nin
uluslar arası platformda alması gereken yeri
alması için elbirliği ile çalışacağız. Ancak
ve ancak bu şekilde Atamıza, ülkemize ve
milletimize borcumuzu ödeyebiliriz. Nasıl
Yahudiler, kendilerine bir soykırım
yapıldığını tüm dünyaya kanıtlamışlarsa,
Ermenilere kesinlikle ve kesinlikle soykırım
yapılmadığını kanıtlamak da bizim
görevimizdir.
Bu amaçtan yola çıkarak, Türk gençleri olarak
biz, bir kaynak hazırlamayı
uygun gördük. Gücümüz nereye kadar yeterse
oraya kadar hakkımızı aramaya devam etmeye ant
içtik. Umarız araştırmalarınızda ve haklı
davamızı savunmamızda iyi bir kaynak olur.
En derin saygılarımızla...