| |
SONUÇ
Türklerin gelmesinden önce de
Anadolu’nun eski sahipleri Romalılar, Persler, Araplar, Bizanslılar
tarafından oradan oraya sürülmüş, savaşlarda ön saflara itilmiş ve üçüncü
sınıf bir vatandaş muamelesi görmüş olan Ermeniler, XI. yüzyıl başlarından
itibaren Türklerle karşılaşmışlar ve hiçbir milletten görmedikleri yakınlık,
hürriyet ve rahatlığa kavuşmuşlardır. Türkler, Anadolu’yu onlardan değil,
onlara hakim olanlardan teslim almışlardır. Bu sebeple Türklerin “Ermeni
anayurdunu gasp ettiği” iddiası tarihi olaylara ters düşmektedir.
Osmanlı Devleti
üzerinde emelleri olan Batılı Devletlerin maddi, manevi ve siyasi
menfaatlerini tatmin edebilmek amacıyla “Ermeni Meselesi” adıyla ortaya
attıkları formül, mesele olmaktan çok bir müdahale kapısı halini aldığı
için, Hükümet tarafından Türklere bile tanınmayan haklar ve imtiyazlar
Ermenilere tanınmasına rağmen, ne Batılılar ne de Ermeniler teskin
edilememiştir. Savaş sırası ve sonrasındaki “Ermeni Soykırımı” iddiası ise,
günümüze kadar her iki taraftan da Türkiye’nin kanayan bir yarasıymış gibi
gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu amaçla bir milyondan fazla Türk öldürülmüş;
on binlerce kitap, dergi, gazete, broşür bastırılmış; Ermeniler lehindeki
neşriyat her tarafa dağıtılırken, Türklerle ilgili olanlar Türkiye ve dünya
kütüphanelerinden toplatılmış; belirli periyotlarla terör hareketleri
hortlatılmış; olay siyasi, kültürel, sosyal platformlara sürüklenmiş; ama
her devirde Türk düşmanlığı değişmez bir formül halinde anne kucağındaki
üniversitelere, ticari kesimden kiliselere kadar tevarüs etmiştir.
Yapılan ihanetler
karşısında alınan insani tedbirler ve tehcir olayına karşılık, Ermeniler
tarafından İttihat ve Terakki Hükümeti’ne ve Atatürk’ten bugünkü Türkiye
Cumhuriyeti’nin idarecilerine ve milletine yöneltilen bu suçlamalar, bir
kin, bir düşmanlık halinde sürdürülmektedir. Dün olduğu gibi bugün de
istenen şeyler, Türkiye Cumhuriyeti’nin olmayan bir soykırımı tanıması,
toprak ve tazminat taleplerini kabul etmesidir. Aslı, astarı olmayan ve dün
olduğu gibi bugün de hem Ermeniler, hem de destekleyicileri tarafından ilmi
ve hukuki açıdan ispatlanamayan bu iddiaların akl-ı selim sahibi bazı
Ermeniler tarafından bile tutarsızlığı itiraf edilmiştir.
Askeri ve siyasi literatürdeki tam bir ihanet içinde, düşmanla birlikte
hareket ederek bir milyondan fazla Türkün kanına giren Ermenilerin
yaptıkları, 1923’lerde “unutulmaya terkedilmişken”, yeniden küllenmeye yüz
tutmuş hesapları canlandırmak herhalde Türklerden çok Ermenileri mutazarrır
edecektir. Eğer ilmi açıdan gerçeklere ulaşılmak isteniyorsa, yapılacak en
makul şey, ilmin gerektirdiği şekilde hareket etmektir. Bu konuda tutulacak
başka yol, yolcularını yanlış ve geçmişteki gibi tamiri mümkün olmayan
hatalara sevk edecektir. |
|